Panik Atak Nedir ve Nasıl Durdurulabilir?

Panik atak her yüz kişiden üçünde gözlemlenen, birçok kişinin gündelik rutinini engelleyen bir sorun haline gelmiştir. Hatta insanların yıllarca bu sıkıntıyla yaşayıp, hayatlarını kısıtlamalarına yol açtığını gözlemlemiş veya bizzat yaşamış olabilirsiniz.

Beklenmedik şekilde başlayan yoğun sıkıntı ve korkunun kişiyi dehşet içinde bırakması olayına panik atak denir. Eğer kişi bunların tekrarlanacağını düşünürse, yaşadığı aşırı kaygının “kontrolü kaybetme”, “kalp krizi geçirme riski” gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini zannederse bu durum panik bozukluk olarak tanınır.

 

Genelde danışanlarımız panik bozukluğu; ortada bir sebep yok iken kişide oluşan aşırı kalp çarpıntısı, terleme, göğüs sıkışıklığı, baygınlık, baş dönmesi şeklinde tanımlamaktadırlar. Bazı danışanlarda ise bu belirtilere uyuşma, titreme, baş dönmesi, bulantı, veya karın ağrıları eklenebilir. İlk olarak bu belirtiler kişide kontrolünü kaybetme, hissizlik gibi duygular oluşturduğu için, fiziksel bir sorun varmış gibi düşünülür ve acil yolları tutulur. Orada yapılan birçok muayene, film ve tahliller temiz çıktıktan sonra “strestendir” diyerek sakinleştirici iğne yapılarak gönderilirler. Ancak sonrasında bu ataklar tekrarlanmaya başlar ve kişide “ya tekrar olursa” kaygıları eşlik eder. Bu tekrarlanma aşamalarında kişide daha da üzüntü oluşturur ve her daldaki doktora başvurulur. Fakat hiçbirinden herhangi bir sonuç alamazlar ve doktorları bile suçlayabilirler. Bunun sonucunda da kişiler atak olmasın diye evden çıkarken çeşitli ilaçları yanlarına alıp aşırı tedbire bile başvurabilirler.



Bunu bir örnekle açıklayacak olursak; geceleyin evde tek başınıza iken, pencere veya kapınızdan tıkırtılar geldiğini duymak, bir gölge görmeniz gibi kaygılı bir durumda yaşadığınız kalp çarpıntıları, korkular, titreme gibi belirtilerin aynısını panik atakta da yaşandığını görebilirsiniz. Aradaki fark ilk durumda buna sebep olan bazı uyaranlar olması iken, ikincisinde ise her zaman bir sebep olmaması, durup dururken bunu yaşama olayıdır. Asıl sebebi ise daha önceki yaşantılardan kaynaklanan, stres olarak algılanan yaşam olaylarının olmasıdır. Bu olaylar çoğu kişi için stres kaynağı değilken, panik atak yaşayan kişilerde yanlış yorumlamalar sebebiyle yoğun bir stres faktörüdür.


Mesela bazı kişiler çocukluğundan itibaren aşırı korumacı tutum içerisinde büyümüş, çoğu duruma karşı tedbirli yaklaşan, her yaşanılan olaya olumsuz bir bakış açısıyla bakılan ortamlarda kalmışsa, ileride de karşılaşılan durumları olumsuz algılamalarına yol açar. Evde biri geç kaldığında başına kötü bir olay gelmiş olabileceğini düşünen bir aile içerisinde büyüyen kişi, yetişkinliğinde bir metroya bindiğinde veya bir avm’ye gittiğinde yıkılacağını düşünebilir. Aslında panik atakların tamamen metrodan olduğunu zannederek, kaçınma davranışı gösterir ancak asıl sebep daha önceki yaşamındaki olayların etkisiyle yaşadığı anları olumsuz yorumlamasından kaynaklanır.



Sadece geçmiş yaşantılar değil, yakın geçmiş de panik ataklara sebep olabilir. Örneğin; yeni bir yaşam değişikliği, doğum yapma, stresli iş ortamı, maruz kalınan travmalar vs de kişi de kaygı oluşturabileceği için, kiminde bedensel tepkiler olarak da ortaya çıkabilir. Önemli olan, o kaynaklara ulaşıp, onları çözebilmektir.



Yaşanılan panik atakların ortadan kaybolması için ise iki seçenek vardır: Birincisi ilaç tedavisi; ikincisi ise bilişsel davranışçı terapi yöntemleri.



İlaç tedavisinde beynimizdeki sinir hücrelerinde olan hormonal değişiklikler kontrol altına alınır. Adrenalin, sodyum laktat ve kortizol gibi kimyasallar o dönemde daha fazla salgılandığı için ilaç tedavisi bunu düzenleme noktasında yardımcı olur. Buradaki önemli nokta, danışanların kendini ilaç sonrası iyi hissetseler bile, bir psikiyatrist eşliğinde ilacı bırakmaları gerektiğidir. Aksi takdirde kendi başına bırakılan ilaçlar sonrasında, daha ağır belirtiler ortaya çıkabilir. Bilişsel davranışçı terapide ise, kişinin çıldıracağını ya da aklını kaybedeceğini düşündüğü belirtilerin aslında hiç de öyle olmadığını, kişiye zarar vermediğini, kişide oluşan yanlış bilgi ve inançları terapotik yöntemlerle düzeltip, kaygılarıyla baş etmeyi öğreten ve planlı bir şekilde “maruz bırakma”  gibi yöntemleri kullanan bir terapi çeşididir. Bunlarla beraber çeşitli nefes ve gevşeme egzersizleri de seanslar içinde danışanlara öğretilir. Tüm bu tekniklerin uzman bir psikolog eşliğinde ortalama 12-20 seans şeklinde gerçekleştirilmesi önemlidir.



Danışanların kendi kendine yapmaları gereken ve atakları durduracak yöntemler ise şu şekilde özetlenebilir:

 

*Öncelikle kaygılı olma durumunu kabullenmeyi denemek. Yani bedeninizden gelen o reaksiyonların aslında fiziksel sebeplerden değil de, kaygı sonrası olduğunu idrak etmek.



*Bu kaygıları fark ettikten sonra, kaygıya sebep olan durumları netleştirmek ve bunların sizi kaygılandırmasının, yaşadıklarınızdan ötürü doğal olduğunu fark etmek. Kabullenme ve fark etme en önemli tedavi basamaklarıdır.



*Ağzınız kapalı iken 4sn kadar burnunuzdan nefes alıp, daha uzun sürede yavaşça ağzınızdan nefes vermek. Bunu birkaç kez tekrarlamak. Nefes verirken, kendinize, bu durumun geçici olduğunu, kontrolünüzü kaybetmeyeceğinizi telkin etmek.



*Nefes egzersizleriniz bitse bile, anksiyete esnasında kendinize telkin vermeye devam etmek. Bu kaygıların sizin gündelik hayatınıza etki etmesine izin vermeyeceğinizi tekrarlamak.



*Ataklar esnasında kendinizi rahatlatacak eylemler içerisinde bulunmaya çalışmak, sıkıntı veren bir yolda iseniz, orayı ağaçlıklı bir yoldan geçiyormuş gibi hayal etmeye çalışmak. Yürüyüş yapmak, sizi rahatlatacak bir müzik dinlemek.



*Yaşadığınız durumun dışardan sizin zannettiğiniz gibi tuhaf gözükmediğini idrak etmek. Siz kendi içinizde tuhaf hissetseniz bile, bu durumun yanlış yorumlamalardan kaynaklandığını ve geçici olduğunu bilmek. Bu durum geçene kadar garip hissetme noktasında suçlu hissetmek yerine, böyle hissetme noktasında kendinize izin vermek. Yeter ki buna sebep olan durumları fark edip onları çözmeye çalışmak.



Uzm. Klinik Psk.
Serra Ağırakça Dinç